E-Bülten

Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

Eray SARIÇAM
Eray SARIÇAM

Yayıncılığın Öncü Gücü Şiir

16 Temmuz 2020 Saat: 15:48
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu yazı 494 kez okunmuştur

İnsanoğlunun yazma serüveni çok eski zamanlara dayanıyor. Önce taşlar ve papirüsler sonra kâğıt, en nihayetinde elektronik ortam. İlk edebi eserlerimizden, yani vecd halindeki dini şiirlerden, bugünün seküler dünyasına gelene kadar en çok “tuttuğumuz” ve neredeyse tek ittifak noktamız haline gelen “şey” ise kuşkusuz kâğıt oldu. Neyi var neyi yok; tüm korku, sevinç ya da şaşkınlıklarını kâğıt ile günümüze kadar taşıdı insanoğlu. Tabii bugünün modern dünyasında kâğıt, yalnız üzerine yazı yazılan bir “madde” olmanın ötesine geçti ve ticari bir faaliyete, bir iş koluna dönüştü. Şimdi biz şairler veya şiir okurları her ne kadar duygusal davransak da her yayınevinin temelinde bir maddi beklenti olduğu aşikâr. Türkiye’de her yıl yüzlerce şiir kitabı basılıyor. Hatta 1980’li yıllarda binlere varan sayıları da gördü edebiyat ortamı. Ama günümüzde, hemen hemen tüm yayınevleri, şiir kitaplarını ücret karşılığında basıyor. Biraz önce de dediğim gibi, ne kadar duygusal da yaklaşsak şiir bahsine, sonuçta her yayınevi resmiyette bir “ticaret kurumu.” Bu yüzden yayınevleri ücretsiz şiir kitabı basmak yerine satış garantili kitaplara yöneliyorlar. Ama ne yazık ki ortada dönen bu “ticaretten”, maddi anlamda gelir elde eden yani telif alan şair sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Neredeyse bütün bir ömrünü şiire vakfetmiş kişilerin harcadıkları emekler yetmezmiş gibi bir de kitap bastırmak için “ücret” ödemesi dün de bugün de epey konuşuldu, konuşuluyor. Bu konuşmalara verilen cevapların her dönemde değiştiğini görüyoruz. Verilen tüm farklı cevapların temelinde ise siyasi ve ekonomik nedenler yatıyor. Mesela kitabı, bir bankanın yayınevinden çıkan şair ile butik bir yayınevinden çıkan şairin bu konudaki bakış açıları büyük olasılıkla taban taban zıt olacaktır. Son tahlilde işin içine bu denli maddiyat girince hem şair hem de okuyucu olarak, şiirle rabıtamız gün geçtikçe zayıflıyor. Ve tamamen ticari kaygılarla dış kapının dış mandalı muamelesi görüyor şair ve şiir! Hatta bugün sırf ikili ilişkileri yahut siyasi bağlantıları olmadığı için kalemi güçlü, edebiyat görgüsü yüksek o kadar çok şair, dosyaları koltuklarının altında gezinip duruyor ki…

Burada bir parantez açmam gerekiyor. “Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık” adlı yeni bir portal kuruldu. Tam olarak sistem nasıl işliyor bilmiyorum. Fakat KDY daha şimdiden 112 kitap bastı. Tepkilerse olumlu yönde. Bu portal biz şairler için, en azından maddi imkânsızlıktan kurtulmak adına, bir fırsat olabilir. Bunu zaman gösterecek…   

Günümüzde daha çok, imece usulü ayakta duran, butik yayınevlerinin şiir kitabı bastığını görüyoruz. Hal böyle olunca, bu yayınevleri basacakları kitaplar konusunda daha dikkatli, özenli ve temkinli oluyorlar. Zaten kıt kanaat yayımlayabildikleri kitaplar, o küçük ve dar okuyucu kitlesinde karşılık bulamaması hem maddiyat hem de “heves” noktasında fazlasıyla zora sokabilir yayınevlerini. Bu, yaş tahtaya basmamak olarak düşünülmemeli ama. Öyle olsaydı işin rengi tamamen ticarete doğru değişirdi. Hâlbuki şiir yayıncılığı, bırakın maddi bir getiriyi sanki bir “amme hizmetidir” ülkemizde.    Şiir yayıncılığındaki bu temkinli duruş, “hiç olmazsa” sağlam bir basamağa denk getirmeye çalışmak olabilir ayağı. Aslında Türk şiiri hep küçük ya da orta ölçekli yayınevleri ile bugüne dek gelmiştir. Dost, Yeditepe, Ataç, De, Tan, Diriliş, Yedi İklim, Akabe, Edebiyat Dergisi vs. hep bu tür yayınevleridir.

Bu tür bağımsız yayınevlerinin, dün olduğu gibi bugün de en büyük sorunu hiç şüphesiz dağıtım… Tüm iyi niyetli çabalarına rağmen, bu bağımsız yayınevleri çoğu kez "matbaadan" öteye geçemiyorlar. Zaten dağıtımı çokça sınırlı olan şiir kitapları, bu nedenle şairin elinde kalıyor ve adeta patlıyor! İstanbul’daki Mephisto, Ankara’daki Dost gibi büyük kitapçılara dahi ulaşmıyor kimi şiir kitapları. Sonuçta şiirin önündeki en büyük engelin dün olduğu gibi bugün de dağıtım yani okura ulaşamama olduğu söyleyebilir.

Geçmişte olduğu gibi bugün de şiirin önemli adresleri Ebabil, Heterotopya, 160. Km, Edebi Şeyler, Klaros, Anima, Temmuz, Hece, Profil, Okur Kitaplığı, Yedi İklim, İzdiham, Natama, Ve gibi küçük veya orta ölçekli yayınevleridir. Bu yayınevlerinin dışında Everest, Yapı Kredi, Kırmızı Kedi, Ketebe, Can, İş Bankası, Metis gibi büyük ölçekli yayınevlerinin de şiir için çok önemli işler yaptığı ortada. Esasen bu büyük yayınevlerinin bugünkü saygınlığının temelinde de yine şiir yatıyor. Bununla ilgili Osman Özbahçe bir söyleşisinde şöyle demişti: “Bakın meselâ Yapı Kredi Yayınları bütün ciddiyetini nereden kazandı? Paradan değil, reklâmdan değil. En başta, Sezai Karakoç dışında, bütün İkinci Yeni şairlerini yayımlayarak kazandı. Devamına Türk edebiyatını koydu. Türkiye'de edebiyatın, düşüncenin değil sadece, yayıncılığın bile öncü gücü şiirdir.” Özbahçe’nin bahsettiği İkinci Yeni şairlerinin, hayattayken neredeyse hiç kurumsal yayınevlerinden kitap çıkarmadıklarını da eklemek gerekiyor.

Türkiye’de şiir her zaman merkezdedir. Diğer tüm edebi türler onun etrafında konuşlanır. Bugün mesela öykünün revaçta olması da bu gerçeği değiştirmez. İsterse hiçbir şiir kitabı ikinci baskıyı yapmasın. İsterse hiçbir kitabevinde şiir kitaplarını vitrinde görmeyelim. Durum değişmez. Çünkü bir yayınevi için şiir kitabı basmak her zaman saygınlık meselesidir. Şiir sayesinde saygınlık kazanır yayınevleri… Kitapları büyük bir yayınevinden çıkan, hemen hepimizin yakından tanıdığı usta bir şair, şu mealde bir şey söylemişti bana: “Benim kitaplarımın yayınevine maddi anlamda hiçbir getirisi yok. Ama yayınevi benden yeni şiir dosyaları istiyor. Çünkü şiir basmak, benim şiirlerimi basmak, onlar için bir saygınlık meselesidir.” Başka söze ne hacet…

Şiir kitaplarının formları, puntosundan tutun da sayfa sayısına, yazı karakterine ve kapak tasarımlarına çok keskin hatlarla belirlenmiş durumda. Bu keskin hatların dışına çıkmak bile belki okuyucu ve yayıncıların “dikkatini” tekrar şiire çekebilir. Ömer Şişman’ın da bir söyleşisinde dile getirdiği gibi, Türkiye’de şiiri takip eden 300 kişi var. İşte mesele o 300 kişiye ulaşabilmek. Şiirdeki tüm yenileşme çabaları gibi, yayıncılıkta da klasik yöntemlerin dışına çıkabilirsek yani konvansiyonel olanı terk edebilirsek ben Türk şiirini geleceğe 300 kişinin dahi taşıyabileceğine inanıyorum. İnanmak istiyorum… Günümüz şartlarında 300 kişiye ulaşmak geçmişe nazaran “biraz” daha kolay. Nitekim bugün elimizin altında sosyal medya diye bir gerçek var. Tabii iş sosyal medyada yeni çıkan kitapları paylaşmakla bitmiyor. Çünkü şiir, bir iddia bir kavgadır Türkiye’de. Şair, şiirin kavgasını, matbuat âleminin bu çetin işlerine karşı da verecek. Şairlik, şiir yazıp dergiye mail atmakla bitmiyor zira.

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Yazıya Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Gölge Gazetesi, Kocaeli Haber, Gebze Haber, Darıca Haber, Dilovası Haber, Çayırova Haber, Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

Yukarı ↑